ordu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ordu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2012 Salı

Başkanlık tamam ama Başkana da "Ak" Saray yapmak lazım…!

0 yorum | Devamını Oku...

 

 

 

beyaz_saray Değerli dostlar gündem iktidar tarafından o kadar çok değiştiriliyor ki artık yazıp da yayınlamadığım yazılarla bir kitap yayınlarım artık. Gündem neden bu kadar çabuk ve çok değiştiriliyor. Çünkü rejim tamamen  değiştiriliyor. Yani karşı devrim hız kesmeden devam ediyor. Yani SİVİL DARBE gerçekleşiyor. Rejimin yıkılmaz olarak ayakta kalan koruyucu kaleleri tamamen teslim alınamadığı için bazı temel değişiklikleri gözden kaçırmak için sürekli ve çabuk gündem yaratıp değiştiriyorlar. Yani cambaza bak oyununu çok güzel oynuyorlar. Bu görevi yapan eminim içinde ABD CIA uzmanlarının da bulunduğu geniş bir ekip var.

Yeni Türkiye...

CHP Milletvekili Prof. Nur Serter, AKP’nin Milli Eğitim’i “dinsel referanslar doğrultusunda yeniden yapılandırdığı” görüşünde... Bu yöndeki gelişmeleri şöyle sıralıyor:

  • Kuran kurslarındaki yaş sınırı kaldırılmış..
  • Atatürk İlke ve İnkılapları doğrultusunda bir gençlik yetiştirilmesi hedefi Milli Eğitim temel yasasından çıkarılmış...
  • Katsayı düzenlemesi ile meslek liseleri içinde İmam Hatip Liseleri en ayrıcalıklı konuma getirilirken, düz lise öğrencilerinin üniversiteye giriş olanakları azaltılmış...
  • Aile imamı, pedagog ve psikoloğun yerini almış.
  • Beşinci sınıftan başlayan bir umre ziyareti programı için faaliyete geçilmiş.
  • İlkokullara Arapça dersi konulmuştur..
  • İmam Hatip Liselerinin orta kısmını yeniden oluşturmak için 8 yıl olan zorunlu eğitimi 13 yıla çıkarmıştır..

Prof.Nur Serter diyor ki:

“AKP’nin ustalık dönemi, Türk milleti için Kulluk dönemi olacak ve Milli Eğitim, yerini dini eğitime bırakırken, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in “laiklik ilkesinin yerini İslam’la bütünleşmeye terk etmelidir” sözünü hiç de boşuna söylemediği daha iyi anlaşılacaktır.”

Toplumun kimyası değiştirilecek... Yeni nesil başka bir nesil olacak...

Yukarıda bunun reçetesi görülüyor.

 

Gördüğünüz gibi yukarıda Prof.Nur Serter’in sıraladığı yapılanlardan hanginizin haberi oldu…? Eskiden olsa yer yukarıda sıralananların bir tanesi için bile yer yerinden oynardı…

Demek ki hakikaten yavaş yavaş sinire sindire alıştıra alıştıra  bu günlere getirilebilirmişiz… Teker teker her şeyi her kurumu kendi istedikleri gibi dizayn ettiler hatta buna muhalefet partilerini bile dahil ettiler…

Ben Ankara’da yaşıyorum. Geçtiğimiz senelerde Eskişehir yolu Çayyolu mevkiinde sürekli oturmadığım(oturamadığım) yazlık gibi kullandığım evime ara sıra gidip gelirim. Bu gidip gelmelerimde hep M TA Genel Müdürlüğü karşısında ve yine ODTÜ arazisinden sonra yolun her iki tarafında devasa yapılaşmalar dikkatimi çekerdi. Bu yapıların hemen hemen hepsi seçimlerden önce yapıldı. Seçimlerden sonra bu binaların yeni bakanlıkların binaları olduğunu öğrendik. Buna dikkatinizi çekerim. İktidar partisi AKP seçim sonuçlarından ne kadar emindi ki seçimler öncesi bu binaların inşaatlarına başlamakta bir beis görmedi. Önceki iktidarlar hep iktidara geldikleri zaman eğer yeni bir bakanlık veya kamu birimi oluşturmuşlarsa uygun bir kamu binası bulunur. Geçici olarak burası kendi binası yapılana kadar kullanılırdı. Şimdide Atatürk’ün göz bebeği miras bıraktığı Atatürk Orman Çiftliği arazisi içinde Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından 150 dönüm arazi üzerine inşa edilecek Başbakanlık kampusu, Türkiye’nin en iyi korunan ve en güvenli kamu kurumlarından biri olacakmış . “Başkanlık Sarayı” yani “AK SARAY” diyorum çünkü bu yapının Beyaz Saray benzeri bir bina olacağı söyleniyor. Yani AKP’nin başkanı  ve başbakan olan R.Tayyip ERDOĞAN Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp yerine Başkanlık sistemi olarak adlandırdığı başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yetkilerini de eline alacağından ne kadar eminki  kendi sarayını da yaparak bir diktatörlük  oluşturma yönünde hızla yoluna devam ediyor….

Bir politikacı önündeki zamanlarda başına ne geleceğini nasıl bilebilir. Yani onların deyimiyle Kaderlerini kendileri nasıl tayin edebilirler. Her şeyden evvel İslam anlayışını ve yaşam tarzını benimsediklerini söyleyenler için ne büyük bir tezat…! Ama ben başka bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Gelecekten bu kadar emin olmak bize neyi işaret ediyor…? Seçim sonuçları daha önceden bilinebilir mi…? Tahmin edilebilir ama kesin olarak önceden bilinemez. Ama bunlar biliyorlar. Yani bence seçimler aynı Silivri’de hukuk elbisesi görüntüsünde oynan bir tiyatro oyunu. Yüksek Seçim Kurulu kamunun diğer kurumları gibi bir kurum değil mi? O halde bu kurum çalışanlarını oraya atayan kim? Bu kurum nereye ve kime bağlı? O nedenle kimse yapılan seçimlere ve  sonuçlarına inanmamı beklemesin. Yani lafın kısası AKP iktidarı ve işbirlikçilerinin kesinlikle hiçbir şeyi şansa bırakmadıklarından adım gibi eminim. Şu anda Silivri’de adalet mi dağıtılıyor. Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi kanunlar önünde herkes eşit mi? Peki bu kanunlar kendileri, yandaşları ve Deniz Feneri mensupları söz konusu olunca neden işlemiyor? Onlarda bu T.C.vatandaşı değiller mi? Görüyoruz ki darbeyi sadece askerler değil pekala siviller de yaparmış. Nasıl…? Hukuk yani savcılar ve hakimler eliyle şekil-A’da görüldüğü gibi yapılır.

  • Medyayı ele geçirirsin
  • Muhalif yazar ve gazetecileri içeri atarsın
  • muhalif parti ve siyasetçileri içeri atarsın
  • muhalif bilim adamlarını içeri atarsın
  • hukukçuları içeri atarsın
  • öğrencileri içeri atarsın
  • Rejimin koruyucu gücü Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bir dizi operasyonla etkisiz hale getirirsin
  • muvazzaf asker ve komutanları içeri atarsın
  • Emekli asker ve komutanları intikam amacıyla içeri atarsın
  • TSK baş komutanı olan emekli Genel Kurmay başkanını içeri atarsın
  • Ana muhalefet partisi Başkanını da içeri atarsın

Geriye kim Kaldı? HALK….!

Halkta korkup sinmiş olduğu için artık önünde hiç bir engel kalmamıştır….!

Bu yeni rejimin Anayasası da bence hazır. Meclis başkanı bir mizansen oynuyor. Rejimi değiştirme işinden çok eminler.  Bu işte CHP, MHP figüran As oyuncular AKP ve BDP işin yapımcısı ABD o nedenle halkıma gözlerini açmalarını yada yeni padişahları önünde temenna durup el etek öpmek için şimdiden sıraya girmelerini salık veriyorum….

8 Ocak 2012 Pazar

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK' ÜN SUBAYLARA SESLENİŞİ

0 yorum | Devamını Oku...

 

askerlerimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün, 82 Yıl Önce, 31 Temmuz 1920 Tarihinde, Afyonkarahisar Kolordu Dairesi'nde Subaylara Hitaben Yaptığı Konuşmanın Tam Metni:

"Millet bağımsızlığının korunmasını ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur. Milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır."
"Orduyu imha etmek için mutlaka subayını mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar.  Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler."
"Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur."
"Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lazımdır.
Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur."

"Milletimiz, ordusundan yoksun bırakılma girişimiyle karşı karşıyadır."

Efendiler!
Eski silah arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdani zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yoktur. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülahaza etmekle yetineceğim.
Arkadaşlar!
İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerde tabiaten ve yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvetle, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.
Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdani imanıdır.
İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayını mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz. Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.
Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imasına sekte vurmamıştır ve vuramayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak ki milletin vicdanı imanıdır-mevcuttur.
Ordu ise arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; "ordunun ruhu subaylardadır". O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir. Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.
Allah göstermesin, milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle giriştiğimiz bağımsızlık mücadelesinde, birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler. Şahsi ve hususi hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıflarının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmamış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır: Şerefini korumak! Hâlbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına almaktır. Dolayısıyla subay için "ya istiklal, ya ölüm" vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!

Mustafa Kemal ATATÜRK

31 Temmuz 1920