Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk’ün el yazısı Font olmuş. Bu gün e-postama Ankara Cumok’tan bir ileti geldi. Çocuklar gibi sevindim. Bu ileti bu gün 23.Nisan olması nedeniyle başka bir anlam kazandı ileti aşağıda….
Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz...
Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkar olamazsınız.
K.Atatürk
Anasayfa » Posts filed under gençlik
Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk’ün el yazısı Font olmuş. Bu gün e-postama Ankara Cumok’tan bir ileti geldi. Çocuklar gibi sevindim. Bu ileti bu gün 23.Nisan olması nedeniyle başka bir anlam kazandı ileti aşağıda….
12 Yıllık Temel Eğitim, Okulları ve Dersleri Atomize Parçalayan Programdır
5-16 yaş arası eğitimi yeniden düzenleyen, AKP’nin 5.1.2012’de hazırladığı 12 Yıllık Temel Eğitim kanun tasarısını, 2004 yılında YÖK Dünya Bankası dairesinde çalışan SPAN Eğitim Danışmanları yazmıştı.
2006 yılında kurulan Mesleki Yeterlilik Kurumuna (MYK) 5544 sayılı yasayla verilen yetkilerle düzenlenen 632 KHK ile MEB’da kurulan yeni dairelere baktığımızda, Temel Eğitim Dairesi, Hayat Boyu Öğrenme Dairesi ve Din Öğretimi Dairesi gibi dairelerin kurulduğunu görüyoruz. Bunlar, 12 yıllık eğitimin daireleridir.
Buna göre, tüm liseler kalkıyor, yerine (a) Yaşam boyu öğrenme kursları, (b) Üniversite hazırlık 2 yıllık kolej sistemi geliyor. Devlet üniversiteleri yerine paralı sertifikalı kurslarla Amerikan sistemine geçiliyor.
2003’de AB ile imzalanan Basel 3 Protokolü “siz doktor mühendis yetiştirmeyin bizden alın” der; bu da Ocak 2012’de yürürlüğe giriyor. Onun için acele kamucu anayasayı kaldırıp yerine piyasacı anayasa hazırlanıyor. Böylece anayasa yabancı anlaşmalara ters düşmeyecek hale getiriliyor.
Yeni sistemde, öğretmen yetiştiren fakülte programı yoktur. Sadece “yaşam boyu öğrenme” kurslarından sertifika toplayarak öğretmen olunur; sertifikalı sistemde tüm Eğitim Fakülteleri de kapanır!
Getirilen 12 yıllık Temel Eğitim sistemi, okulları ve çocuklarımızı atomize parçalama programıdır:
Okulu: 5 yıllık Anaokulu. (1+4 yıl)
Öğretmeni.1 sınıf öğretmeni ile 1 yabancı İngilizce konuşan dadı. Öğretmenini mezun eden herhangi bir fakültesi yoktur. Açılacak yeni sertifikalı kurslar buna göre düzenlenecektir.
Öğrencisi: 5-9 yaş çocuklar
Ders Programı: Hazırlık, okuma yazma öğrenimi, İngilizce konuşma.
Temel Eğitim 2.kademe:
Okulu: 7 yıl. (5+2 yıl). Sınıfta kalma yoktur, disiplin suçları affedilmez, disiplin dosyası belediyelerde tutulur. Suç dosyası kabaran çocuklarımızı bekleyen başka bir tuzak vardır.
Öğretmeni: Sözleşmeli branş öğretmenleri, paralı kurslar ve kulüplerle çalışılır. Birden fazla branşta çalıştırılacak çok branşta sertifikası olan öğretmenler işe alınır. Yerel öğretmen olmak esastır, başka illere tayin yoktur. (Eyalet sistemidir)
Öğrencisi: 10-16 yaş çocuklar.
Temel Dersler: Türkçe, Matematik, Sosyal Bilgiler, Fen Bilgisi. Her birine sözleşmeli sertifikalı öğretmen girer. Birden fazla sertifikası olan öğretmenlerle sözleşme yapılır.
Diğer dersler seçmeli ders kapsamında olup, okul dışında kurslarda sertifika toplayarak alınır, dileyen İmam Hatip’in derslerini de böyle toplayabilir. Kanun tasarısının reklamı edilen haber budur, ancak çarpıtarak verilmektedir, okulda değil serbest piyasadan bu dersler satın alınabilir.
*10-14 yaş seçmeli dersler: Dört ana dersin yanında, bir tane de zorunlu seçmeli ders vardır. Seçmeli ders okulda veya dışarıda paralı kursta veya kulüpte alınır; Resim, Çalgı, Spor, Din Dersi, Bilgisayar, İngilizce veya Arapça, veya Anadil, veya Kültürel Değerler (her dinde olabilir).
Ana Dil dersi için belediyelerde, Din Dersi ve Arapça için camilerde, Cami Yaşatma Derneklerinde, Kültürel Değerler dersi için kiliselerde kurs açılır. (Son on yılda açılan 54 bin ev kilisesi bu kurslar içindir.)
*15-16 yaş seçmeli dersler: Dört ana ders devam ederken, başarısız olduğu seçmeli dersi değiştirme kuralı vardır.
2004- Temel Eğitime Destek programında Ankara pilot okullarında ortaya çıkan aşağıdaki belgede seçmeli ders programı görülmektedir. Bu derslerin her birini bir başka yerden alan çocuklardan kaynaşmış bir kitle, yani millet çıkmaz. Bu eğitim sistemi çocuklarımız atomize parçalayan sistemdir.
Temel Eğitimden sonra:
Mezuniyet derecesine göre, (a) Yaşam boyu Öğrenme meslek kurslarına gidebilir, (b) başarılı olduğu derslerden sadece 5 tanesini piyasadan toplamak üzere “hazırlık koleji”ne gidebilir.
Liseler ve fakülteler tarihe karışıyor: Ortada, bildiğimiz Lise diye bir okul kalmaz. Cumhuriyetle bütünleşmiş adlarıyla ünlü bütün liselerimiz yok olur, şehir merkezindekilerin binaları ve arsaları satılır!
Devlet üniversiteleri arsalarıyla birlikte 3-4 yıla kadar satılır, dersleri üçer aylık kurslara dönüşür.
Sevgili Liseliler! Ders kitaplarınızın içi neden bu kadar boş diye soruyorsunuz. Cevabı burada, küresel çete böyle istiyor, MYK böyle istiyor, onun için okullarınız ve kitaplarınız birlikte yok ediliyor.
Lütfen bulabildiğiniz eski ders kitaplarını toplayın, tohum bankası gibi kitap bankaları kurun. Eski fizik, kimya, matematik, geometri, biyoloji, tarih, coğrafya ve edebiyat kitaplarıyla kendi kendinize çalışmaya başlayın.
1995 GATS sözleşmesi, 2003 BASEL 3 Protokolü ve 5544 sayılı yasa acilen iptal edilmelidir.
632 KHK kaldırılmalı, 12 Yıllık Temel Eğitim Kanun Tasarısı durdurulmalıdır!
yıl önceki müfredatlar ve ders kitapları geri getirilmelidir!
Ekler:
1.Belge: 2004 Temel Eğitime Destek program raporundan SPAN Danışmanları imzalı teşekkür.
2.Belge: Seçmeli derslerin durumu:
2004 yılında SPAN Eğitim Danışmanlık Şirketi ve Talim ve Terbiye Kurulu tarafından önerilen ilköğretim ders çizelgesi. (Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmıştır.)
Örneğin; çizelge üzerinde (+) işaretli Resim, Müzik ve Beden Eğitimi derslerinin hizasında 4-5-6-7-8.sınıflarda ders saati boş görünmektedir.
2012 Yılında geçileceği ilan edilen seçmeli ders listesi buradadır.
Yazan: Mahiye Morgül
“Eğitim Küresel Piyasaya Teslim” kitabının yazarı mahiye@gmail.com 5.1.2012
International Baccalaureate ya da Uluslararası Bakalorya, Uluslararası Bakalorya Örgütü (International Baccalaureate Organization - IBO) tarafından dünyanın birçok ülkesinde uygulanan ve 3 değişik gruptan oluşan bir sistemdir.
İngilizce Fransızca ve İspanyolca.
UB Diploma Programı, her biri çeşitli seçenekler sunan başlıca altı ders grubundan oluşan bir programdır. Bu program, şematik olarak bir altıgen ile gösterilmektedir. Program 6 dersten oluşur. Bunlar Standart Seviye (Standard Level) ve İleri Seviye (Higher Level) diye sınıflandırılır. Aralarındaki fark o ders için iki senelik programda ayrılan zamandır ve ders içerikleridir. Öğrenciler genelde 3 standart seviye ve 3 ileri seviye olmak üzere 6 dersi de kendileri seçer. Birinci grup, Ulusal dilde, diğer gruplar İngilizce, Fransızca ya da İspanyolca verilmektedir.
Türkiye'deki Türk okulları için Türkçe dersleridir.
Çeşitli dillerde seçmeli derslerdir. İngilizce, Fransızca, Almanca veya İspanyolca olabilir.
İşletme ve Yönetim, Ekonomi, Coğrafya, Tarih, İslâm Tarihi, Küreselleşen Toplumda İletişim Teknolojisi (ITGS), Felsefe, Psikoloji, Sosyal Antropoloji ve Türk Sosyal Bilimler gibi dersler yer almaktadır. Ancak öğrencinin, Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı Fen Bilimleri Alan Diploması alabilmesi için bu grupta çoğunlukla Fizik dersleri alınmaktadır. Türkçe-Matematik alanında okuyan öğrenciler ise birleştirilmiş Coğrafya, Tarih ve Felsefe dersleri alabilirler.
Bu gruptaki dersler Biyoloji, Kimya, Fizik, Çevre Sistemleri ve Tasarım Teknolojisi'dir. Derslerin içeriğinde teorik bilgiler kadar deneysel uygulamalar da vardır.
Matematik, Matematiksel Yöntemler, Matematik Çalışmaları ve İleri Düzey Matematik derslerini içerir. Derslerin içeriği öğrenciye matematiksel düşünceyi kavratmak ve kendisine üniversite eğitimine yardımcı bilgiler sağlamaktır.
Bu grupta Görsel Sanatlar, Müzik ve Tiyatro yer almaktadır. Buradaki derslerin içeriği okuldan okula değişse de, öğrenci eğer Fen Bilimleri Alan Diploması alacaksa, bu grupta Biyoloji dersleri seçebilir.
Öğrenciler her dersten 7 puan alabilmektedir. Derslerden alınan puan sayısı 42'yi bulabilir. Bunun dışında Uzun Tez (Extended Essay) olarak adlandırılan yaklaşık 4000 kelimeden oluşan ve konusu özgür seçilen kapsamlı bir çalışma sonucu ve Bilgi Kuramı (Theory of Knowledge) hakkında yazılacak bir tez sayesinde 3 puana daha ulaşabilirler. Toplam ulaşabilinen puan sayısı 45'dir. Ancak bir öğrencinin UB Diplomasına sahip olabilmesi için "Yaratıcılık, Bedensel Hareket ve Hizmet" (Creativity, Action, Service - CAS) etkinliklerinden oluşan 150 saatlik bu programı 2 yıl içinde başarıyla tamamlanması gerekmektedir.
Dostlar bugün iki güzel yazı okudum. Bu yazılar değerli tıp adamı, eğitimci, eski bürokrat Prof.Erdal ATABEK hocamıza ait. Konu onun uzmanlık alanı. Günümüzde olan bitene ne anlam vereceğimi düşünürken olanı biteni bilimsel olarak bu kadar güzel anlatan başka birine hiç rastlamadım. Gündeme tabiri caiz ise cuk oturuyor. Bu yazıları sizlerle paylaşmaktan kendimi alamadım
KORKUTULMUŞ İNSAN SENDROMU…
İnsan korkar.
Korku,insanı tehlikelerden koruyan duygudur.
ya saldır ya kaç’ içgüdüsel komutunun ikilemidir korku.
insan, korku yaratarak önce ürkütülür,sonra sindirilir.
Yalnızlaştırılma korkusu.
Parasızlık korkusu.
Yaşlılık korkusu.
Temel korku,ölüm korkusu. Yok olma korkusu.
Kitleler bu korkularla yönetilebilir.
Diktatörler bunu keşfetmiştir.
Kitleleri yönetmenin iki silahıdır:
Korkutma. Oyalama.
Hiçbir şey yapamayacağına inandırma.
Ne yapsa olmayacağına inandırma.
Çaresizliğini bilinçaltına yerleştirme.
Ondan sonra istediğini yaparsın.
Yat dersin,yatar.
Kalk dersin,kalkar.
Sus dersin,susar.
Konuş dersin,o gene susar.
Ürkütülmüş insan sendromudur bu.
Bu duruma getirilmiş insana şaşarsın.
Şaşar kalırsın.
Çalışır çalışır,eline bir şey geçmez.
Katlanır.
Aldığı her şeye zam yaparsın.
‘Hep böyledir’ der,susar.
Gözünün önünde lüks hayatlar yaşanır.
‘Onlar yaşamayacak da ben mi yaşayacağım?’ der,hak verir.
‘Yediğin lokmaya şükret’ derler,şükreder.
Sel gelir,evini yıkar,’kader’ der,boynunu büker.
Deprem gelir,kentini yıkar. ‘Günahların yüzünden’ derler’,doğru’ der.
Deresini kuruturlar,’onlar büyüktür,bilir’ der.
Ormanını keserler,’vardır bir bildikleri’ der.
Sen bakar bakar,anlamazsın.
‘Bizimkiler acaba et yemiyor da ondan mı? dersin.
Zihinlerinde bir tutukluk var gibi diye düşünürsün.
‘Tepkisizler’ diye şaşarsın. Kimi zaman içerlersin.
Et yiyenlerin de böyledir,ot yiyenlerin de.
Kapıcıların da böyledir,beylerin ağaların da.
‘Bana dokunmasın da!’ der geçer.
‘Bunlara müstahak’ deyip kendini ferahlatır.
Sıra kendine gelince artık yalnızdır.
KORKUTULMUŞ İNSAN SENDROMU budur.
Cesaret,kaybetmeyi göze aldığın şey kadardır.
Kaybetmeyi göze alamazsan,
kazandığın her şeyi artık korkun yaparsın.
‘İşimi kaybedersem?’ diye korkarsın.
‘Yerimi kaybedersem?’ diye korkarsın.
İtibarın,artık korkundur.
Ünvanın,artık korkundur.
Ailen,artık korkundur.
Çocukların,artık korkundur.
Yaşamın korkun olmuştur.
Artık teslim olmaktan başka yapacağın şey kalmamıştır.
İnsan,çaresizliğini böyle yaşar.
Korkutan böyle kazanır.
Geçmişte böyle olmuştur.
Günümüzde de böyledir.
Gelecekte de böyle olacaktır.
İliklerine kadar korkacaksın,
sonra korkunu yeneceksin.
Cesaretini böyle kazanacaksın.
Mustafa Kemal’in ülkesi de böyleydi.
İnsanlar böyle korkutulmuştu.
‘Düvel-i Muazzama’ idi düşman.
Saltanatın etrafında toplanılmalıydı.
Halife kurtarabilirdi vatanı.
Herkes,herkes bir biçimde korkuyordu.
HAYIR,dedi Mustafa Kemal.
Hiçbir şeyi için korkmuyordu.
Ne ünvanın ne malı,ne canı.
Cesaret,işte budur.
YA İSTİKLAL YA ÖLÜM dedi.
Ölümü göze almayanın özgür yaşamaya hakkı yoktur.
Güçlü irade,korkuyu yendi.
Kuvayı Milliye zabitleri ayaktaydı.
Mustafa Kemal’in yanında toplandılar.
Her şey,her şey değişti.
Düvel-i Muazzama yenildi.
Saltanat kalktı.
Halifelik kalktı.
Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.
Ya şimdi mi?
Korku yenilir mi? Yenilirse nasıl mı?
Haftaya da onu görelim…Prof.Erdal ATABEK
ATA’YI ANMA VE CUMHURİYETE SAYGI İÇİN 10 KASIM
Emperyalist işgale karşı vermiş olduğu bağımsızlık ve özgürlük mücadelesiyle, işgal altındaki bütün ulusların umudu ve önderi olmuş, yapmış olduğu devrimlerle bir ulusun küllerinden yeniden doğmasını başarmış, içinde bulunduğu çağın en modern ve çağdaş devletini kurarak bizlere emanet etmiş, Büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrılalı 73 yıl oldu.
Bedeni aramızdan ayrılsa da; devrimleri, ilkeleri ve hedefleriyle O bize önderlik etmeye, bizim pusulamız olmaya devam ediyor. İnsanlık var oldukça da devam edecektir. Çünkü insan onurunun ve bütün mazlum ulusların O’nun düşüncelerine ihtiyacı vardır.
O büyük devrimcinin kurmuş olduğu çağdaş, laik, demokratik tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan bugüne 88 yıl geçmesine rağmen emperyalist güçler O’nun düşüncelerine ve kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine saldırmaya devam ediyorlar. Ama bütün saldırılarına inat, Kemalizm'in bayrağı, doğudan batıya, güneyden kuzeye dünyadaki bütün mazlum ulusların bağımsızlık, özgürlük ve mücadele bayrağı olarak dalgalanmaya devam ediyor ve devam edecektir.
Ne yazık ki, Mustafa Kemal’in bize emanet ettiği ülkemiz bugün Cumhuriyet tarihinin en sıkıntılı ve zor sürecinden geçmektedir. Bu süreçte emeğimize, geleceğimize, laik demokratik Cumhuriyetimize ve Cumhuriyetimizin kazanımlarına, ulusal bağımsızlığımıza ve bütünlüğümüze, sosyal hukuk devletine ve yargı bağımsızlığına yönelik saldırılar kaygı verici boyutlara ulaşmıştır.
9 yıldır ülkemizi ABD, AB ve uluslararası sermayenin talepleri doğrultusunda yönetenler, devletin bütün kurumlarını ve kaynaklarını onların hizmetine sunmaktadır.
O büyük devrimciye ve arkadaşlarına karşı alnımız ak, başımız dik olsun istiyorsak, ortak sorunları yaşayan, ortak kaygıları taşıyan, ortak umutları paylaşan herkesin bu süreçte yüksek sorumluluk ve görev bilinci içerisinde hareket etmesine bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır.
Yan yana, omuz omuza dayanışma içerisinde saflarımızı sıklaştırarak ve çoğalarak ülkemizin üzerinde dolaşan kara bulutları dağıtmak; insanlarımızın mutlu, özgür, insanca ve kardeşçe yaşayabilecekleri bir Türkiye ortak hedefimiz olmalıdır.
Bizler aşağıda adları yazılı olan,
Atatürkçü Düşünce Derneği
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu
Birleşik-Büro-iş Sendikası
Eğitim İş Sendikası
Engelliler konfederasyonu
Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı
Kültür –Sanat-İş Sendikası
Müzik Eğitimcileri Derneği
Tarım Orman –İş Sendikası
Tüketici Hakları Derneği
Türkiye Gençlik Birliği
Ulaşım-İş Sendikası
Ulusal Eğitim Derneği
Yerel-İş Sendikası
Demokratik Kitle olarak örgütlerimizle birlikte;
10 Kasım Perşembe günü saat 08.30’da Sıhhiye Zafer Anıtı önünde buluşacağız. 09.05’te Ata’mıza saygı sunduktan sonra, 10.30’da Anıtkabir’in Tandoğan girişinden Ata’mızla buluşacağız.
CUMHURİYETİMİZİN 88. YILI KUTLU OLSUN!
Laik cumhuriyetimizin kuruluşunun 88. yılında düşüncesiyle, eylemleriyle, dik duruşuyla ödünsüz olan her yaştaki gençlere sesleniyoruz:
Hangi yaşta, hangi konumda olursak olalım, Mustafa Kemal’in Söylev’ini bir kez daha okuyalım. Atatürk, Söylev’de, “ulusal varlığı sona ermiş” sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmış; bugünü görürcesine, devrim karşıtlarını uyarmış; bütün yurttaşları uyanık olmaya çağırmıştır. Her yurttaşın Atatürk’le arkadaşlarının bin bir güçlük ve yüreklilikle aştığı zorlukları bilmesi; Atatürk’ün gençlere seslenişinin anlamını kavraması, laik cumhuriyetimizi sonsuza dek koruma gücümüzü pekiştirecektir!
Atatürk’ü, “Büyük bir askerdi” diyerek yalnız askerlik becerisiyle kısıtlamak isteyenlere Türk Devrimi ve Söylev şamar gibi bir yanıttır. Atatürk “Nutuk” adıyla kitaplaştırılan Söylev’ini Harf ve Dil Devrimlerinden önce oluşturmuş, eski dili büyük bir ustalıkla kullanmıştır. Söylev’in, bugünün Türkçesine çevrilemeyeceğini ileri sürenler, gerçeklerden korkmaktadır. Bugün Kurtuluş Savaşını ve devrimleri engellemeye çalışanları kahramanlaştıranlar, bağımsızlık savaşını ve halkın yaşadığı acıları yok sayanlardır. Sözde aydınların 21. yüzyılda kabaran saltanat-hilafet ve Osmanlılık özlemi; halkını ve yurdunu bırakıp kaçanlara düzülen övgüler; eğitimsizleştirilen, yoksullaştırılan, inancı ve köken ayrılıkları sömürülen halkı kandırmak içindir. Atatürk Söylev’e şöyle başlıyor:
1919 yılı Mayısının 19. günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve görünüş:
Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu topluluk, Birinci Dünya Savaşında yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaşın uzun yılları boyunca, ulus yorgun ve yoksul bir durumda. Ulusu ve yurdu Birinci Dünya Savaşına sürükleyenler, kendi başlarının kaygısına düşerek yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış; kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini düşlediği alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşanın başkanlığındaki hükümet güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendi güvenlerini sürdürecek herhangi bir duruma boyun eğmiş…
İşte, yalnız bu giriş bile bugün tarihi, kendi yoz düşünceleri ve yalanlarla yeniden yazmaya çabalayan zavallılara yanıttır! Unutmayalım, bugün devrim karşıtlarının yerleştiği cumhuriyet kurumları yalanlarla değil, büyük acıların ardından görkemli bir ekin devrimiyle kuruldu; bu nedenle biz, ussal, bilimsel doğrularla hukukun üstünlüğünün er geç utkulu olacağına; karşıdevrimin fildişi kulelerinin yıkılacağına Mustafa Kemal’e ve devrimlere inandığımız gibi inanıyoruz.
88. yılında Cumhuriyet Bayramımızı büyük bir coşkuyla kutlayamamanın üzüntüsü içindeyiz. Ancak gün, üzüntü ve kaygıya yenilme günü değildir. 88. Cumhuriyet Bayramında ulu önder Atatürk’ün Söylev’ini yeniden okuyacak; aymazlık içinde olanları uyaracağız! Ne diyordu cumhuriyeti kuran Atatürk: “Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.”
Bu nedenle her yaştaki gençler olarak birinci görevimiz, “Türk bağımsızlığını, Türk cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve savunmaktır!” Bu yüce görevi savsaklamayacağız; inanç ve köken ayrımı yapmadan, hepimize bağımsız bir ülke ve yurttaşlık onuru kazandıran Mustafa Kemal’e sonsuza dek inanacağız!
Ulusumuzun Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun!
Dil Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
Sevgi Özel
AYDINLARI KORKAK OLAN MİLLETLER, EZİLMEĞE MAHKUMDUR.
Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir.
Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir
Mustafa Kemal ATATÜRK